Archive for the 'Fenerbahçe' Category



Helal Olsun Size!

Birileri sizden ders alsın!

Nerde görülür ki bu taraftar.
Herkesin gözü üzerinde.
Hiç durmadan alkışlar susmazlar‚
Yeriniz kalbimizde.

Biz neler yaşadık hep beraber.
Yenilgiler‚ galibiyetler.
Güzel günler çok yakında bekler.
Söz veriyor melekler…

Jübile Maçı Gibiydi: Fenerbahçe 1 Sheriff 0


Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sol bek oyuncusunun Fenerbahçe forması giydiği son maçta tribünlerin tıklım tıklım olması daha hoş olurdu. Lakin gerek maçta bir iddianın olmaması (ki bu stada gelmememek için bir neden olmamalı aslında), gerekse o soğukta stada gitmek ve geç saatlerde eve dönme olasılıklarının olduğu bir haftaiçi maçı olunca işte, futbolcuların maç seçmesi gibi, bir takım seyirci de maç seçebiliyor.

Maç için üç beş kelam etmek gerekirse; yedek ağırlıklı olarak sahaya çıkan kadrodan, pek forma şansı bulamayanlar arasında “şu aslında ilk on bir oynayacak kapasitede” denebilecek biri yoktu ne yazık ki. Elbette ki bu oyuncuları tek maçla değerlendirmek haksızlık olur, ama bir şekilde sahada o ışığı veremediler.

Rakip belki zorlu mücadeleler için ölçü sayılmaz ama R.Carlos’un gidişinin hayra yorulabilecek yegane etkisi Santos’un daha iyi oynayabileceği mevkiye çekilmesidir herhalde. Dün gece rakip takımın sağ açığı kendisini ciddi manada zorlamamış olsa da, Santos “benim esas yerim sol bek” mesajını vermiştir. Zaman zaman hücuma katılma girişimlerinde bulunmuş, ve yaptığı artistik hareketler soğuk geceyi bir nebze ısıtmıştır. Artık nasıl etkilendilerse, Selçuk ve Bekir gibi teknik kapasiteleri sınırlı olan (hatta kimilerine göre hiç olmayan) iki düz oyuncu bile zaman zaman fantastik işler yaptılar. O anlarda maçı takip edenler şaşkınlığa uğradılar tabii ki. Yine de artık klişe halini almış o anlamsız geri paslar ve nasıl becerdikleri bir türlü anlaşılmayan hatalı paslarıyla, “biz değişmedik, hala kazmayız” mesajını da vermeyi ihmal etmediler. Emre’nin yokluğu ve Alex’in dinlendirildiği maçta Fenerbahçe adına kadife ayaklarıyla oyunu ısıtabilecek iki kişi vardı sahada; biri Santos, diğeri de Özer. Daum muhtemelen Özer’i haftasonunu düşünerek kenara aldı. Onun yerine oyuna giren M.Topuz ise yine sahada hayalet gibiydi.

Sevilla fatihi Uğur Boral’ın da “ben daha ölmedim” mesajına şahit olundu bu maçta (ne mesaj kaygılı maçmış ama). Gol öncesi Özer’in sağ kanattan yaptığı bindirmenin akabinde ceza sahası dışına kestiği ortayı Güiza Semih’e iyi bıraktı, Semih de Uğur’a güzel pas çıkardı. Uğur Boral da yapabileceği en harika vuruşla topu kaleye yolladı. Önce attığı gole şükretti, daha sonra da gelmiş geçmiş en büyük sol bek oyuncusunun yanına, yedek kulübesine koşarak bu güzel golü R.Carlos’a armağan etti. R.Carlos gibi bir oyuncuya da ancak böyle güzel bir gol armağan edilerek veda edilmeliydi zaten.

Avrupa maceraları genelde sıkıntı ve stres dolu olan Fenerbahçe’nin grubundaki son maçına bir üst turu garantilemiş olarak çıkması, ve Avrupa’da üst üste yaptığı son 5 maçı da kazanması hayli etkileyicidir. Belki bu maçlarda öyle ahım şahım top oynamadı Fenerbahçe ama bir gerçek var ki, genelde oyuna hep istediği şekilde hükmetti ve elbette ki sonuçta kazanmasını bildi. Bu 5 galibiyetin ülke puanına yapacağı büyük katkıyı da göz ardı etmemek gerek.

Yarın yapılacak kura çekiminde olası en kötü senaryo Liverpool ile eşleşmektir. Bu satırların sahibi daha önce de belirttiği üzere Liverpool’u çok sevmekte ve Fenerbahçe’yle eşleşmesi durumunda, bu iki takım arasında bir husumet yaşanma ihtimalinden çekinmektedir. Zaten genel olarak futbol anlamında da eşleşilebilecek en kötü takım Liverpool olur aslında. Şom ağızlılık yapmamış olma dileğiyle yazıya son verirken, Roberto Carlos gibi bir futbolcuyu satır arasına “uğurlar olsun” diyerek göndermek Ariel Ortega bloga yakışmaz. Onun için ayrı yazı yazmak gerek. Ama yine de şunu yazmak lazımdır, “Teşekkürler Roberto Carlos”. Her şeye rağmen Dünya’nın gelmiş geçmiş en büyük sol bek oyuncusunu Türkiye’de ve tabii ki Fenerbahçe formasıyla izlemek gurur vericiydi.

Fenerbahçe 1911-1912


Üst sıra: Yahya Berki (Karagözoğlu)/“yönetici“, Elkatipzade Abbas, Zeki Mazlum (Saltık)/“yönetici“, Emirzade Arif, Hulki (Malkoç)/”yönetici

Orta Sıra: Hüseyin, Sabri (Çerkez), İzzi

Alt Sıra: Kemal (Aski), Nuri (Otomobil), Galip (Kulaksızoğlu)/kaptan, Sait Selehattin (Cihanoğlu), Hasan Kamil (Sporel)

Not: poster R. Sertaç Kayserilioğlu arşivinden alınmış… Bu foto için 2 Ağustos bloguna da ayrı teşekkür ediyorum tabi..

İttir Kaktır United: Fenerbahçe 3 Ankaragücü 2

Madde madde yazmak gerekirse,

* Genel olarak psikolojisi Fenerbahçe’den daha kötü durumda olan Ankaragücü’nü zar zor yenen bir takım vardı dün gece. İttir kaktır United ekolü. Üstelik son dakikalarda çizgiyi geçip geçmediği muamma olan bir Ankaragücü pozisyonun gerçekleşmesi de cabası. Maçı izlerken net bir fikrim olmadı. Maç sonrası izlediğim görüntüler ve fotoğraflardan da bir şey anlamadım. Bunlar yetmedi, Erman Hoca’nın tuvalet kağıdı hesabından da bir şey anlamadım. Top belki de çizgiyi geçmişti, buz gibi goldü ama maçın üzerinden onca saat geçmişken ve defalarca pozisyon tekrarı izlemişken bizler hala net bir şey söyleyemiyorsak, pozisyonu anlık süzmesi gereken kişilere sallamak ne kadar doğrudur? Son 3 haftada bir şekilde ofsayttan ya da verilemeyen faul pozisyonlarının akabinde gol yiyen bir takım taraftarı olarak söylüyorum bunları. O zamanlar laga luga yapmadıydık burada. Mühim olan daha çok mücadele etmek ve rakipten bir gol fazla atmaktır. Yani boşu boşuna, “ama siz şöyle falan filan”, ya da “bari Fenerliler ağlamasın bik bik…” gibi eleştirilerle gelmeyin rica ediyorum.

* Fenerbahçe maçı kazandı ama genel görüntüsü nasıldı? Takımın geneline bakarsak değişen çok şey yok aslında. Bilhassa ilk yarı koşmayan, mücadele etmeyen ama bir şekilde denemeyi pek akıl edtmediğimiz kanattan açılan topla golü bulan bir Fenerbahçe vardı. Lakin golden sonra rahatlaması ve oyunu fark götürmesi gerekirken, anlamsız rehavete kapılan ve karşısındaki uyuyan rakibini uyandıran bir görüntü çıktı ortaya. Beraberlik golüyle Ankaragücü takımı biz buradan puan çıkarırız düşüncesine kapıldı, ki haklıydılar da böyle düşünmekte.

* Fenerbahçe kanatları yine etkili kullanamadı. Mehmet Topuz ve Özer çok fazla içeriye kaçıyorlar. Bu onlara Daum tarafından verilmiş talimat da olabilir tabii, ama sahaya sağ ve sol açık olarak çıkan oyunculardan kanat bindirmeleri yapmalarını ve çizgiye inme çabalarını beklemek fazla olmaz. Futbolun basit kuralları arasında yer alıyor bunlar. Topuz’un olmadığı kanatı Gökhan Gönül ekstra enerjisiyle fazla zorladı. Ve buradan bir gol de geldi tabii. Ama esas işi olan sağ beklik kavramının fazla dışına çıkmış oldu böylece. Futbolun ofansif yönünü daha çok seven biri olarak Gökhan’ın bu zorlamalarını sevmiş olsam da, rakipte daha tecrübeli bir sol açık olsa Fenerbahçe’nin hali duman olabilirdi gerçeğini de görmemiz gerekir diye düşünmekteyim.

* 3 puanla birlikte inşallah Özer’i de kazandığımız maç olarak hatırlarız bu haftayı. Bir üst maddede Özer’i çizgiye inmiyor diye eleştirmiş olsam da genel olarak mücadelesinden, özgüveninden çok memnunum. Takımda Alex’in futbol zekasına, paslaşma trafiğine katılımda bulunabilecek bir adam daha olduğunu herkes görmüştür artık (bir de Emre var malum). Maç sonrasında Alex bayağı övdü Özer’i. Daum’a da “Özer’i oynat” imasında bulundu. Herr Daum inat yapmaz umarım. Maçı izleyenler hatırlayacaktır, bir pozisyonda Özer sadece göğüs kontrolüyle tek hamlede rakibini öyle bir ekarte etti ki, sadece o hareketi bile bu adamı 16 haftadır neden ilk onbirde izlemiyoruz sorusunu sorduruyor insana? Pozisyonun devamında belki topa çok kötü vurdu ama o da mühim değil. Zorlamak gerek. Uzaktan şutlarla kaleyi yoklamak gerek. Şut çekmezseniz golü bulamazsınız malum. Keza M.Topuz’un da bu bağlamda daha çok şut denemesinde bulunması gerekir.

* E bir de dün seyircisiz oynamanın bir avantajı olduysa o da Özer’in zaman zaman hatalı paslar vermesine rağmen, ısrarla defansın arkasına top kaçırmaya zorlaması ve yine zaman zaman hatalı olsa da, dribilinglerle adam geçmeye çabalamayı bırakmamamış olmasıdır. Aynı hareketleri dolu tribünlerin önünde saçma ıslıklar ve küfürsel tepkileri işitince yapmayı istemeyebilirsiniz. Ve bunlar son yıllarda Kadıköy’de çok oluyor. Dün Özer’in avantajına oldu bu durum belki de. Biraz daha antreman havasındaydı, rahat oynadı. Umarım bu oyununun üzerine koyabileceği forma şansını bundan sonra da bulabilir.

* Alex’siz hücumda sorun yaşayan, hücumda B planı olmayan Fenerbahçe’den bahsederim ya hep. Aslına bakarsanız, Daum inatçı olmasa ve Özer’e güvenebilse var ya… hücumda güzel günler görebiliriz.

* Çok mu abartıyorum dediniz? Öyleyim lanet olsun. Nerede futbol topu ayağına çok yakışan ve de oyunuyla beni mest eden bir topçu görsem, anında hayranı oluyorum.

* R.Carlos’un gitmesi üzerine yazarız bir şeyler. Şimdi sırası değil.

* Selçuk ve Baroni’nin gereğinden fazla abartıldığını görüyorum. Bu adamlar ne ki, yani daha doğrusu adamların çapı nedir ki siz onlardan 10 kat daha fazlasını bekliyorsunuz? Bu iki oyuncuya kızmak yerine, esas onları yeterli görerek dün sahada olmalarına razı olanlara bir şeyler söyleyince bence.

* Haftaya Trabzon deplasmanına giderek hacı olmak ister bu gönül ama işimdeyim gücümdeyim….

Bayanlar Coşarken Erkekler Batırıyor


Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı, Indesit Bayanlar Avrupa Şampiyonlar Ligi C Grubu’ndaki 2. maçında Rusya’nın Dinamo Moskova takımını 3-0 yenerek namağlup ünvanını korudu. Maçta Naz Aydemir’i ayrı bir beğendiğimi belirtmeliyim… Nazımısss kıymetlimissss

Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı da Çek Cumhuriyeti temsilcisi Frisco Sika Brno’yu Bayanlar Euroleague D Grubu maçında 86-70‘lik skorla mağlup etti.

Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı ise kadro kalitesi ve bütçe olarak kendisiyle kıyaslanmayacak Fransa’nın Asvel ekibiyle ULEB Avrupa Ligi A Grubu’ndaki 7.hafta maçında 68-61 yenilerek, 4. yenilgisini aldı. İlk yarının en iyi adamı Greer’i maçın sonunda kenarda oturtan ve adeta takımı sabote eden Tanjevic’in bu hareketini görmeyenleri saygıyla (!) selamlıyorum buradan.

Fenerbahçe futbol Takımının durumundan bahsetmeye gerek var mı? Zaten yeterince yazıyoruz öyle değil mi?

Ne denir ki bu işe? Bayanlar coşarken, erkekler batırıyor. Öyle görünüyor ki bu tarz yönetimler ve vurdumduymazlıklar devam ettiği müddetçe de erkek takımları dibe vurma konusunda birbirleriyle yarışacaklar.

Fenerbahçe Bayan Voleybol ve Basketbol Takımları oyuncularına buradan “helal olsun sizlere” demek istiyorum…

***

Not: Bir de duyurumuz var bu arada. Avea‘nın desteğiyle Gol Atan Kaleye, Ekşi Beşiktaş ve PCLion FC bloglarında soru-cevap şeklinde yürütülen bilet kampanyasının Fenerbahçe versiyonunu yakında blogda uygulamaya koyacağız. Burayı dikkatle takip etmeye devam etmenizi öneririz.

Şemsiyeler


Şemsiyeler… İnönü Stadı Yeni Açık’tan hoş bir manzara.

Şemsiye kelimesi dilimize Arapça’dan geçmiştir. Arapça’daki “şemsiyye” sözcüğünden gelmiştir. Şemsiyelerin esas amacı güneşliktir, güneşten korunmaktır. Bu da bilmeyen, duymayan, okumayan için küçük bir bilgi olsun. Eğitimci adamın blogu da zaman zaman eğitici olmalı derler.

foto: M.Oktay Özen arşivinden…

Basiretsiz Olan Sadece Önder Mi?


Fenerbahçe’nin futbolcusu Önder Turacı dışarıda takıldığı bir gecenin ardından evine gitmiş ve de artık her ne olduysa bir şekilde kendini yaralamış ve bileğini kesmiş. Hastanedeki doktorunun yaptığı açıklamaya göre yara gayet ciddi bir yaraymış ve uzun sayılabilecek bir operasyonun ardından gerekli onarma işlemi yapılımış. Ve çok şükür oyuncunun durumu şu an iyiymiş.

Şimdi bu haberi duyduktan sonra ortalama bir futbolseverin, hadi diğerlerini geçtim herhangi bir Fenerbahçe taraftarının vermesi gereken tepki şudur, “Artık he ne yaptıysa yapsın, Önder ciddi şekilde yaralanmıştır. Neyse ki tehlike geçmiştir. Geçmiş olsun Önder” der geçersin. Çoğu kişi de olayı duyar duymaz bunu demiştir.

Fenerbahçe Spor Kulübü Resmi Sitesi’nin de bu olayın üzerine yapması gereken şey basittir. “Oyuncumuz Önder Turacı evinde talihsiz bir biçimde bileğini kesmiştir. Operasyon geçirmiştir. Şu an durumu iyidir. Bilmem kaç gün sonra antremanlara başlayacaktır. Oyuncumuza geçmiş olsun dileriz“şeklinde bir mesaj yayınlamak. Evet. Yapılacak şey bu kadar basit. Peki, bakalım Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesi olayın üzerine ne yazmış. Uzun yazının en can alıcı kısmını alıntılıyoruz;

Futbolcumuz Önder Turacı sakatlığı sebebiyle Eskişehirspor maçı kadrosuna alınmamıştır. Tedavi olması ve dinlenmesi gereken Önder Turacı, gece geç saatlere kadar bir gece kulübünde eğlenmiş ve daha sonra evine gitmiştir.

Evde sebebini bilemediğimiz bir hadise sonrası sağ el bileğinde radial atar damarında ve el bileği kirişinde kesik oluşmuştur.

Daha sonra ailesi tarafından Ataşehir’deki bir polikliniğe sonrasında da Kadıköy Acıbadem Hastanesi’ne götürülmüştür.

Devamında hastanede geçirdiği operasyon ve şu anki durumu aktarılmış Ve ne zaman sahalara dönebileceği açıklanmış. Girizgaha dikkatinizi çekerim. Sütten ağzı yanan (Colin Kazım olayı) resmi sitenin yoğurdu üfleyerek yeme (Önder Turacı olayı) komedisidir bu. Nerden baksan tutarsız, nerden baksan rezil bir görüntü.

Colin Kazım olayında ters köşe(!) olduğunuzda birileri sizi eleştirdi, ama siz yine “vur” dendiğinde “öldür” şeklinde anladınız bu kritiği. Yani insan ne diyeceğini şaşırıyor. Bu nasıl bir cümledir. Neden oraya yazıyorsunuz bunu? “Dinlenmesi gereken Önder Turacı, gece geç saatlere kadar eğlenmiş ve daha sonra evine gitmiştir“. Bu nasıl bir hedef gösterme/suçlama cümlesidir. E bir de adresini, arabasının plakasını yazsaydınız da tam olsaydı. Taburcu olur olmaz birileri gidip tekme tokat dövebilsin rahatlıkla. Koskoca bir kulüp kendi içinde halledebileceği türden bir meseleyi nasıl eline yüzüne bulaştırır ve aleme kendini madara eder örneğinde son noktadır bu hadise. Bundan kötüsünü görür müyüz? Umarım görmeyiz. Fakat resmi sitenin bu tarz konulardaki performansı her geçen gün artıyor. Tedirginim açıkçası.

Ayrıca onca şey yazmışlar haber metninde ama ne başında, ne ortasında, ne de sonuna “geçmiş olsun” mesajı yok. Yazıklar olsun. Koskoca Fenerbahçe Spor Kulübünün resmi sitesinin düştüğü duruma ve de seviyesizliğine bakar mısınız yahu. Yazıklar olsun. Resmi sitemiz futbolcusuna geçmiş olsun diyemeyecek kadar basiretsiz, aynı zamanda onu herkesin önünde yerden yere vuracak kadar dengesiz.

Şimdi eleştiri oklarını dinlenmesi gerektiği halde dışarıda eğlenen ve evinde bir sakarlık sonucu bileğini kesen basiretsiz Önder’e çevirdiler. İşin içinden kurtulduk gözüyle mi bakıyorlar acaba?

Basiretsiz olan sadece Önder mi?
Hiç sanmıyorum.

İsyan Etsen Neye Yarar?

Eskişehirspor 2 Fenerbahçe 1

Bugün isyan bayrağı Eskişehir’de açılmış.
Bugün bu hakemlerle olmuyormuş.
Bugün Federasyon aklına başına alsınmış.
Bugün Türk futbolu bir yere gitmezmiş.
Bugün Fenerbahçe takımının hakkı korunacakmış.

Her şey iyi güzel hoş tamam da, bunları söylemek için bugünü mü beklediniz? Daha önce nerelerdeydiniz? Aslına bakarsanız Daum ve Aziz Yıldırım sanırım önce 2006 yılının Mayıs ayında yaşananların hesabını vermelisiniz. Her ikiniz de o günlerin baş mimarlarıydınız malum.

Bir de şu var tabii; hem Türkiye’de hem Avrupa’da lideriz. Eleştirmeyin, takıma köstek olmayın diyordunuz. Şu an kağıt üzerinde hala lideriz. Niye tepki veriyorsunuz o zaman? Hala tepedeyiz, eleştirilecek bir şey yoktu, her şey güllük gülistanlıktı hani?

Takım bitmiş okeye dönüyor demiştik geçen hafta. Bu hafta da aynen devam. Araya yalancı bahar modunda, biraz da şansın yaver gitmesiyle kazanılan Twente maçı girdi ama yine gözler yalandan boyanmış oldu. 3 gün sonra foya yine ortaya çıktı.

Kalecisinden en ileri uçtaki adamına kadar üzerlerinde taşıdıkları formadan bihaber insanlar topluluğu isteksiz ve de ruhsuz futbola devam ediyorlar. Bir takım arka arkaya maçlar kaybedebilir. Futboldur nihayetinde, olabilir. Lakin Fenerbahçe takımında oynayan futbolcular bilmelidirler ki, o formayı taşıyorsanız sonuna kadar mücadele etmelisiniz. Taraftarın sizden tek beklentisi budur. Kadıköy’de Beşiktaş’a 3-4 yenildiği halde o günkü takım niye alkışlanmıştı? Onu hatırlasınlar. Birileri hatırlatsın…

Bugün futbolcuların hem sahada hem saha dışında lakayt, vurdumduymaz. Takımın başında Alman hoca var ama bir Alman’ın olduğu yerde olması gereken ilk şey, disiplin o takımda yok. Takım maçları seriye bağlamış kazanırken de bazı uyarılar yazılyordu, söyleniyordu. Bugün kaybedince ortaya çıkan kişiler değil bunları söyleyenler.

Bir ara sürekli Fenerbahçe maçları önde götürüyordu, kazanıyordu ama bir de skor olarak geriye düştüğünde Daum ne yapacak, takım ne yapacak görelim dedik. Eskiden Daum böyle durumlarda çılgınca hamleler yapıyordu, onun dışında takımı pozitif oynamaya, daha ileri götürme adına hiçbir hamle yapmıyordu. Kenardan oyuna müdahale edemiyordu Yedek kulübesindeki oyuncuların da şevkini kırıyor diyorduk. Bugün bir kez daha gördük bahsettiğimiz şeyleri. Aksayan, ileri çıkamayan orta sahayı ve de işlemeyen kanatları değiştirmek için illa gol yiyerek skor olarak geri düşmek mi gerekir?

Eskişehirspor takımının hakkını verelim elbet. Eksiklerine rağmen çok mücadele ettiler ve kazandılar. (Bando EsEs’e de ayrı tebrikler tabii)

Fenerbahçeli oyuncular ve teknik heyet bugün yedikleri iki golü de tekrar tekrar izlesinler. Şampiyonluğa oynayan ve de Avrupa’da iyi yerlere gelmeyi hedefleyen bir takımın yiyebileceği türden goller midir bunlar? Tek kelimeyle rezalet. İstek, mücadele ve de ruh yok. Bir de bunlara ek olarak konsatrasyon sıfır ve ciddiyetsizlik hakim.

Aykut Kocaman’ın gelişine ne kadar çok sevinmiştik ama sadece kazandığımız maçlardan sonra demeç veren, onun dışında ne konuşmalarıyla ne de icraatlarıyla ortada görünebilecek bir Aykut Kocaman var. Yoksa yoksa… Aman Tanrım! Düşündüğüm şey olmasın!!!

Bugün hakem orada Bilica’ya yapılan faulü verseydi ve kornerden gelen gol yenilmesiydi, her şey normal mi olacaktı yani? O zaman sayın Başkanımız hakemlere ve de Federasyona laf söylemeyecek miydi? Elbette ki takımın hakkı gaspedildiğinde sesiniz çıkacak, hakkımız savunulacak ama önce bir çabalasın takım, mücadele etsin oyuncular. Hele bir görelim sahada koşanları, forması çamur içerisinde olanları mesela, ondan sonra sallayalım hakemlere ve de Federasyona.

Takım şu haldeyken isyan etsen neye yarar?

Beklenmeyen Avrupa Performansı: Twente 0 Fenerbahçe 1


Zico dönemindeki şaşalı performansı bir kenara bırakacak olursak, Fenerbahçe’nin son yıllarda Avrupa maceraları öyle pek de rahatlatıcı geçmemiştir. Sürekli bir panik havası olmuştur hem takımda, hem de taraftarda. Her maç, hakemin son düdüğüne kadar “yine gol yiyeceğiz, yine kazanamayacağız, 3 puan gidecek” vs. stresiyle geçmiştir. Bunları saklamanın lüzumu yok.

Şimdi Daum yönetimindeki Fenerbahçe, beklentilerin aksine UEFA Avrupa Ligindeki grubunda son maçlardan önce lider olarak çıkmayı garantilemiş durumda. Üstelik bunda 3 deplasmanda aldığı 3 galibiyetin payı büyük. Haliyle insan şaşırıyor. Fenerbahçelilerin alışık olmadığı türden bir şeydir bu.

Maç sonrası gördüğüm ve beni fazlasıyla güldüren iki taraftar yorumunu paylaşmak isterim, demek istediğim şey daha iyi anlaşılacaktır;

İlk taraftarın yorumu: “Bir Fenerbahçe’li olarak daha 1 maç olmasına rağmen gruptan lider çıkmayı garantilemek değişik bi duygu”.

İkinci taraftarın yorumu: “3 Avrupa deplasmanı 3 galibiyet. 0-1 , 0-1, 0-1 Alışık değiliz lan böylesine”.

Evet. Anlatmak istediğim şey tamamen bunlardı. Şimdi muhtemelen gruptaki takımların kaliteleri üzerinden yola çıkarak yorumlar yapan kişiler olacaktır ama burada dikkatini çekmek istediğimiz husus daha çok Fenerbahçe’nin genel olarak Avrupa kupaları performansıdır. Yani rakip Twente, Sheriff ya da Inter, PSV filan olmuş şeklinde değil. Sadece Fenerbahçe bazlı bir yorumdur.


Neyse maça dönecek olursak, şöyle özetleyelim, futbolda bazen şans sizin yanınızdadır. Dün gece de onlardan biriydi. Elbette ki Fenerbahçe bir araba dolusu gol kaçırmıştır (maç boyunca 16 gol girişimi olmuş Fenerbahçe’nin, bir de Kasımpaşa maçını hatırlayın, aradaki farka dikiz), ki bunların çoğunu harcayan kişinin Alex olması da pek bir manidardır, lakin oyunun kırılma noktaları sayılabilecek dakikalarda en önemli pozisyonları değerlendiremeyenler Twente’li topçulardı. Bu anlarda iki topları direkten dönerken, bir pozisyonda da R.Carlos tecrübesini konuşturdu ve golü önledi.

Twente gerçekten son 10 dakikalık saldım çayıra, mevlam kayıra görüntüyü saymazsak, koşan, saldıran, iyi pas trafiği yapan bir ekip. Zaman zaman öyle müthiş paslaştılar ki bir Fenerbahçe taraftarı olarak beni tedirgin ederlerken, bir futbolsever olarak da öte yandan mest ettiler doğrusu.

Fenerbahçe’de Volkan hala Kasımpaşa maçındaki hatasında kalmış gibiydi. Maça “0″ konsantrasyonla çıkmış ve de öyle devam etti. Gökhan Gönül’ün şansızlığı ise gecenin en diri isimlerinden Miroslav Stoch’a karşı oynamasıydı. Nerdeyse her pozisyonda Gökhan’ı ekarte etti. Keza orta alanda oynayan Cheick Tioté’yi de çok beğendiğimi söyleyebilirim. Bu ikiliyi (Stoch veTioté) Fenerbahçe forması altında görmek isterdim. Hatta belki de abartılı bulunacak bu yorumum ama Tioté şu maçtaki oyunuyla tek başına Baroni-Selçuk ikilisini dörde katlar, sekize böler bile denebilir.

Miroslav Stoch demişken bir rivayet de yazalım; Miroslav Stoch sezon başında Beşiktaş’a önerilmiş ama Beşiktaş “10,5 numero” arayışlarında olduğu için elemanı istememiş.

Son olarak yukarda zikrettiğimiz onca şeye rağmen maçın adamının Twente’nin kalecisi olması da ilginç bir detaydır. Maç esnasında ağız dalaşına giren Semih ve Baroni’ye ise ne denir ki? Bu sene maç içerisinde yaşanan kaçıncı rezil görüntü oldu, sayısını inanın bilmiyorum.

Not: Hollanda’ya deplase olan, çevreden gelen, orada bir şekilde olan, tezahürat yapan, katılım göstermeye çabalayan herkesin yüreğine sağlık…

Abdülkadir Yücelman’ı Kaybettik


Abdülkadir Yücelman’i kaybettik. Başımız sağolsun. Cumhuriyet Gazetesi’nin çeyrek asırlık spor müdürüydü ve de sağlam Fenerliydi. Merhuma Allah’tan rahmet, başta kederli ailesine ve Türk Spor Basınına başsağlığı dilerim.

Merhumun cenazesi yarın (1 Aralık Salı) sabah 11:00′da TSYD’de ve 12:00′da Cumhuriyet Gazetesi’nde düzenlenecek anma törenlerinin ardından Fatih Camii’nde kılınacak ikindi namazını müteakip Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verilecektir.

Abdülkadir Yücelman kimdir?


Abdülkadir Yücelman (1932 – 2009)
1932 yılında İstanbul’da doğan Yücelman, öğrenimini İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde yaptı. Spor yaşamını Vefa ve Çırçır kulüplerinde sürdürdü. TSYD’nin yönetiminde çeşitli tarihlerde görev aldı. Spor araştırma ve yazılarıyla ilgili çeşitli ödüllere de sahip olan Yücelman, Cumhuriyet Gazetesi’nde spor yazarlığı ve spor servisi yöneticiliği yaptı.
***
Not: Colin Kazım’a da geçmiş olsun diyelim.
Bir de Fenerbahce.org, ya da resmi yalanlama organımız ise iyice komik olmaya başladı. Yalan söyleyerek yalanlama yapılır mı arkadaş? Santos’un ve Kazım’ın takımın maç yaptığı saatlerde bir eğlence mekanında (@360) olduğunu gören gördü zaten. Neyini yalanlıyorsunuz? Hiçbir şey anlamadım bu işten.

Kategoriler


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.